BLOG

Peyzaj Araştırmaları Derneği Blog

Estetik, Çevre Estetiği ve Kent Estetiği

27-11-2015Yazar: H. Ekin OktayGenel olarak "Estetik" kelimesi Yunanca "duyular yoluyla algılama" anlamına gelen aisthanomai kelimesinden gelmektedir. Yunanlı düşünürler bu kelimeyi epistemolojik bir bağlamda kullanmışlardır. Bu bağlamda akıl yoluyla ulaşılan bilgi ile duyusal dünyadan yola çıkılarak üretilen bilgi arasındaki karşıtlık ortaya konulmuştur. Estetik, akıl yoluyla ulaşılan bilgiden farklı olarak, değişen dünyaya dair bildiklerimizi ortaya koyar (Taşdelen 2012).  Yani estetik akılla üretilmeyen, duyum yoluyla üretilen bilgi üzerine çalışmalarını yürütür. Bu bakımdan klasik anlayıştan farklı bir yapıya sahiptir. Bu farklılık bilginin kaynağı olan duyumun ve duyumu bilgiye çeviren algının halen daha tam olarak açıklanamamasından kaynaklanmaktadır. Ancak yine de duyum üzerine bilgi üretimi estetik sayesinde mümkün olmuştur.
Estetik bilimini kuran ve ona bu adı veren Alman filozof A. G. Baumgarten’dir (1714-1762). Baumgarten, 1750-1758 yıllarında yayınladığı Aesthetica adlı yapıtıyla, ilk defa bu bilimi temellendirir ve sınırlarını çizer. Ancak estetik duyumlar konusunun üzerinde birçok filozofun düşündüğünü, kafa yorduğunu ve eserlerinde kullandıklarını görmekteyiz. Bu da sözcüğün Alman filozof tarafından kullanılmadan önce de var olduğunu göstermektedir. Baumgarten’e göre estetik mantığın ikiz kardeşidir. Mantıkta yukarı (düşünsel) bilginin yetkinliği, doğruluğu araştırılırken, estetik, aşağı (duyusal) bilginin doğruluğunu, yani güzelliğini araştırır (Tunalı, 1989). Baumgarten "estetik" kelimesini özellikle sanatta "güzelin duyular yoluyla algılanması" anlamında kullanmıştır. Başka bir deyişle, estetik duyusal yetkinliği yani güzelliği araştıran bir alan olmuştur. Bu anlamda duyusal bilgi duyusal alanın bütününe değil, güzel fenomenine, güzel ile ilgili olan bilgiye yönelmiş ve böylece estetik felsefenin "güzeli araştıran" bir alt alanı olmuştur (Taşdelen 2012). Ancak yine de felsefede yaşanan değişimler salt güzelin değil duyum ile algılanan diğer kavramların araştırılmasını kapsayacak şekilde genişletildi. Bu yüzden estetik salt güzeli değil güzellik dışında bulunan yine güzel gibi duyum ile algılanan duyumları da kapsayacak şekilde genişlemiştir.
Bu yüzden estetiğin güzellik fenomenini incelediğini düşünen kimi filozoflara göre "estetik" sözcüğü bu araştırma alanı için uygun düşmemektedir. Mademki söz konusu olan güzelin araştırılmasıdır, o hâlde bu disiplinin adının da bu duruma uygun olarak "güzellik bilimi" ya da "güzellik teorisi" gibi bir şey olması gerekmiş görünmektedir. Nitekim, on sekizinci yüzyılda yaşamış olan Alman filozoflardan Herder bu bilime Yunanca güzel anlamına gelen "kattos" sözcüğünden türetilen "kalligone" adını; on dokuzuncu yüzyıl Alman filozoflarından olan Hegel de güzel sanat felsefesi, "kalliologie" adını vermiştir (Tunalı 1989, Taşdelen 2012).  Bu da estetik içinde ağırlıklı duyumun güzele yönelik olan duyum olduğunu göstermektedir. Gerçekten de güzel nedir sorusu bugün bile birçok insanın zihnini meşgul eden önemli bir sorudur. Buna cevap aramak ve genel bir güzellik teorisi ortaya koymak için birçok girişim bulunmaktadır.
Bununla birlikte Kant, "güzel" i incelediği gibi "yüce" yi de estetik alan içerisine dahil etmiştir. Schiller, "hoş", "çekici", "soylu", "duyusal" ve "çocuksuyu" estetik değer olarak görür. Hegel'in öğrencisi olan Rosenkranz da "çirkinliği" estetik alana katmıştır (Tunalı 1989). Tüm bu örneklerden anlaşılacağı üzere estetiğin alanını yalnızca "güzel" ile sınırlandırmak estetiğin alanını gereksiz ve haksız yere daraltmaktır. Ayrıca güzel dışındaki tüm bu kategoriler de tıpkı güzel kategorisi gibi sanatlarda kendilerini gösterebilmektedirler. Bu kategorilerle hiç ilgisi olmayan, yani bunların kullanılmadığı bir "sanat üzerine düşünme" den söz edebilir miyiz acaba? Yanıtımız "hayır" olacaktır. Başka bir deyişle, sanat felsefesi estetiğin araştırmadığı konuları araştırıyor değildir. Estetik aslında sanat felsefesini de içine alan daha geniş bir araştırma alanıdır (Taşdelen 2012). Bu yüzden estetiği salt sanat felsefesine indirgemek yanlış bir yaklaşım olacaktır. Estetiği duyumların bütününe yaymak gerekmektedir. Bu sayede kaynağı duyusal olan bilginin yapısı daha yerinde tanımlanabilecek ve algının birçok bilinmeyenine ışık tutulabilecektir. Ancak yine de algının ve estetik çalışmaların birçoğunun görsel algıya yönelik olduğunu da belirtmek gerekir. Görsel algılama ve görsel estetik üzerine yapılmış çalışmaların diğer duyulardan kaynaklanan algı üzerine yapılan çalışmalardan daha fazla yer tuttuğu akılda tutulmaktadır. Bu yüzden görsel hazzı sağlayan güzel nedir sorusu düşünme biçimleri içinde en çok yere sahip olan sorulardan biridir.
Güzellik kavramı estetiğin en temel kavramlarından biridir. Güzel kavramının insanlık tarihindeki yeri de oldukça eskidir. Örneğin M.Ö. 6. Yüzyılda yaşamış olan Yunanlı filozof Pythagoras güzel olanı kendi evren anlayışı bütünü içerisine yerleştirmiştir. Ona göre; en güzel şey uyumdur. Pythagoras evrenin adeta bir müziğin melodisi olduğuna inanmış gökyüzündeki yıldızların, ayın, güneşin dans ederek dönerlerken uyumlu bir ses çıkarttıklarını iddia etmiştir. Platon’ da güzel olan yalnızca güzel ideasıdır. Güzel ideası dışında güzel olan her şey hep belirli bir açıdan, belirli bir zamanda güzeldir ya da bir başka şey ile karşılaştırıldığında güzeldir. Aristoteles’te güzel üzerine detaylı bir araştırma yoktur. Yine de güzellikle ilgili olarak güzelin büyüklükle ilgili olduğunu söyler. Buna göre çok büyük ve çok küçük olan yani kavrama gücümüzü aşan bir şey güzel olamaz. Güzel, Aristo’da da orantı ile ilgilidir, matematiksel olarak belirlenebilir olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu görüş Aristo’ya hocası Platon’dan geçmiştir. Nitekim Platon son dönemlerinde Pythagorasçılardan etkilenerek güzeli matematiksel bir kavram gibi ele almıştır. Buna göre güzellik ölçülebilen bir şey olmuştur (Taşdelen, 2012). Bu ise güzelin formüle edilebilecek bir şey olması gerektiğini düşünen birden çok düşünürün olduğunu göstermektedir. Nesnel bir güzellik kavramı arayışı matematikte karşılık bulmuş ve güzeli ölçülebilen bir şey olarak indirgemeye çalışmak bir çok düşünürüm çabalarından biri olmuştur.
“Bağımsız” bir disiplin olarak estetik, aydınlanmanın en son düşünce şeklidir denilebilir. Biçim ve anlam bütünlüğünün temelini oluşturan “estetik” bir disiplin ve bir algı eğitimi olarak, yerel ve evrensel, sentetik ve analitik olanın arasındaki köprüyü de oluşturan unsurdur (Erzen 2006). Her düşünceyi bir mimar titizliği ile inceleyen aydınlanma düşünürü olan Kant’da en son eserinde ilgisini duyumlardan kaynaklanan bilgiye yöneltmiş ve “Yargı yetisinin eleştirisini” kaleme almıştır.
Felsefe bağlamında akıl, mantıkla; ahlak, etikle ve duygular da, estetikle ilişkilidir. Bu bakımdan dış mekanda yaşanılan farklı duyguların ölçülmesi bağlamında estetik önemli bir bileşendir. Varlıkların biçimsel niteliklerini duyumsama süreci ile tanımlanan estetik, genel kabul görür biçimi ile, salt güzel olanı ve öznel beğeniyi değil; geniş anlamda insanın doğa ile olan ilişkisindeki algılama biçimi ve sürecini konu aldığında temel sorgu alanı sanat ve sanat eserine yönelik bir beğeni kuramının ötesinde çevre ve çevresel anlamlandırma eylemi olmaktadır (Erzen 2006). Bu bağlamda insan, çevre içinde bedeni ile yaşayan, ona bağımlı ve dünyayı bedeni ile algılayan bir varlıktır (Erzen 2006). Aynı zamanda içinde yaşadığı çevrenin ayrılmaz bir bileşenidir. Çevreden gelen uyaranlara karşı fiziksel ve duyumsal anlamda karşılıklı etkileşim içindedir. İnsanın algıladığını ya da beğenisini eleştirmesi ya da değerlendirmesi ve anlamaya çalışması, insanın kendini tarifleyen, tanımaya çalışan, maddi olarak betimleyen ve sınıflandıran “bilimsel” dünyası yanında ve karşısında, tamamen öznel, bireysel ve tarif edilmeyen bir dünya yarattığının ve bunun farkında olduğunun belirtisidir (Erzen 2006).
Modern insan, yalnızca içinde bulunduğu dünyayı değil, kendini de kendi dışına çıkarak izlemeyi bir amaç haline getirmiştir (Erzen 2006). Bu bağlamda kendi kendini eleştirerek bir ben inşa eden birey modern bireydir. Modern düşüncede sorgulamanın temel bir yaklaşım olduğu açıktır. Bu bakımdan eleştiri batı toplumlarının olmazsa olmaz ön şartlarından birisidir.

Bir güzel sanatlar teorisi olarak estetiğin çevreye çok az tartışmada katkı yapması beklenir. Düşünce ürünü olmayan göze, iki ilginin arasında çok az ilişki varmış gibi gözükür. Doğa ve sanatların anlamının felsefi akıl ile sorgulanmasında, estetik ezoterik (batıni, içrek yani; belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen, yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi, öğreti) bir disiplindir. Sanatlar ne olurlarsa olsunlar, birçok insanın aklında hünerin somut örneği olarak yer alırlar, sanat; taş, ahşap, metal, boya, ses ve kelimeler gibi materyallerin etkilenmesiyle bunların sıradan görünüşlerinin çok ötesine taşınmasıdır. Hiçbir şey, çevre kadar bu konudan uzak görünmemektedir, bu bakımdan çevre doğal dünyanın saf formunu temsil ederken, sanatlar yüksek derece insan yapımını temsil ederler. Bu görünürdeki ilgisizlik derin bir ilişkiyi maskelemektedir. İlk bakışta karşıtlık yaratan bu iki dünya, karşılıklı desteğin karmaşık ilişkisinin yansımasına dönüşmektedir. Aslında estetik geleneksel olarak, sanat felsefesine ek olarak doğal güzelliğin takdir edilmesini ve doğadaki yüceliği içermektedir. Ancak Kant, Schelling ve çok az sayıdaki diğerleri dışında felsefik ilginin çoğu doğal dünyaya değil sanatlara yönelmiştir. Bu bakımdan günlük objelerin estetikle ilişkisi tartışmalı görünse de, estetik algılama ile ilişkisi bakımından yakından ilişkili olduğu savunulabilir (Berleant 1992). Çünkü her obje duyulara hitap eder bu bakımdan her objenin ayrı bir duyumu ayrı bir algısı olduğu aşikardır. Bu bakımdan yüksek sanat objelerinin olduğu kadar günlük hayatın içinde olan objelerinde estetiğin ilgi alanına girmesini beklemek yanlış olmaz. Çevre de bizi çevreleyen bir objelerin bütünü olarak estetiğin ilgi alanına girmektedir.
Bu bakımdan estetik ve çevre arasındaki bağlantılar kışkırtıcıdır. Biz estetik takdiri, ilkbahar ormanlarında altın çanak bitkisinin narin güzelliğini haykırdığımızda, engin peyzajın alabildiğince açılan genişliğine hayran olduğumuzda, sessiz harikalığı ile bir gün batımının ışık saçan ilerleyişini seyrettiğimizde veya arabamızı bir akarsu vadisine sınır olan tepeler boyunca kıvrılan yolda yönlendirdiğimizde veririz. Estetik düşünceler bu gibi deneyimleri anlamaya kalkıştığımızda giriş yaparlar, hem de bu vesile ile ne zaman biz fırtınalı bir günde falezlerin sahilinde dalgalar kıyıya vurduğunda, Manavgat Şelalesinin üstünde dalgalanan suyun güçlü sağanağıyla ya da Olympos-Beydağları Milli Parkında başımızın üstü ulu sedir ağaçlarıyla kaplıyken korkuyla karışık bir saygı duyarız. Çevreye; güzellik, takdir ve yücelik kavramlarını uygulamak bizi neyin takdiri oluşturduğunu, neyin sanat eserini oluşturduğunu, yaratmanın ne olduğunu ve hatta neyin sanat eseri olduğu hakkındaki temel varsayımlarımızı yeniden düşünmeye itmektedir. Sanatlarla ilgili formüle edilen olağan açıklamalar çevrenin deneyimlenmesindeki taleplerin karşısında başarısızlığa uğramaktadır (Berleant 1992) . Bu bakımından estetiği geleneksel anlayışın dışında inceleyen bir çevre estetiği disiplinine ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Yurtdışında çok yaygın olsa da, çevre estetiği ne yazık ki ülkemizde yurtdışına nazaran daha az ilgi gören bir felsefik disiplindir. Ancak son dönemde ülkemizde artan çevresel duyarlılık bu disipline ilgiyi canlı kılmakta, çevre ile ilgili araştırmalar çok az da olsa çevre estetiği konusuna değinmektedir. Bu bakımdan çevre estetiği disiplinin geleceğinin parlak olmasını beklemek olasıdır. Çevrenin estetik algı ile iç içeliği ve ikisinin birbirini tamamlıyor olması çevre estetiğini çok temel bir ilgi konusu yapmaktadır (Erzen 2006). Çünkü insan ne yaparsa yapsın hep bir takım objelerle çevrelenecektir ve bu çevrelenme insanda algısal farklılıklar oluşturacaktır. İşte çevre estetiği de, insanı çevreleyen objelerin deneyimlenmesini, estetiğin eleştirel bakış açısı ile sorgulayan bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır.
Estetiğin, algılamanın ve bilinçlenmenin temelinde özne ve öteki arasında, duyularla bilincin,  çevre ile ilişkisinden oluşan bir örüntü vardır. Her şeyden önce, çevre estetiğinin ilk kuralını bu örüntünün içinde aramak gerekmektedir (Erzen 2006). Çünkü duyular salt bildirimler olarak kalmamakta algı süreci içinde kişinin önceki deneyimleri ışığında tekrar değerlendirilmekte bunun sonunda duyumlar oluşmaktadır. Çevre estetiği bu duyumların sınıflandırılmasında anlamlandırılmasında ve bilgi olarak işlenmesinde önemli işlevler üstlenir.
Kentler insan nüfusunun yoğun olarak yaşadığı mekânlar olarak tanımlanmaktadır. Kentler tarihin farklı aşamalarında yaşadıkları değişimlerle günümüzdeki durumlarına gelmişlerdir. Kent yalnızca görünen mekânsal yönüyle değil, bu mekânsal görünümün ardında yatan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yapılar, bunların birbiri içine girmiş karmaşık ilişkileri ve etkileşimleri ile birlikte ele alınır.  Çünkü fiziksel mekânın oluşumu, bu yapıların karmaşık, karşılıklı etkileşiminin bir sonucudur (Keser 2006). Bugün dünya nüfusunun yarısı kentlerde yaşamaktadır. 2050 yılına gelindiğinde bu oranın yüzde yetmişe ulaşacak olması "kentsel" olarak nitelenen alanların insanların büyük çoğunluğunun yaşadığı çevreler olacağı anlamına gelir (Anonim 2007, Bilsel 2010).
Bu ise kentsel çevrelerin nitelikleri ve yaşanılabilirlikleri ile birlikte kentleşme biçimleri üzerinde düşünmeyi giderek daha da önemli kılmaktadır. Çevreci hareketlere koşut olarak estetik felsefesi içerisinde gelişen çevre estetiği, doğal çevre ile birlikte insan yapısı çevrelerin nitelikleri üzerinde düşünce üreten bir araştırma alanı oluşturmaktadır  (Berleant ve Carlson 2006, Bilsel 2010).  Kentsel çevrenin estetik değerlendirmesi olarak tanımlanabilecek olan kent estetiği de bu bağlamda peyzaj estetiğinin ilgi alanına girmektedir (Bilsel 2010).
İnsan tarihsel ve kültürel gelişmesi boyunca kenti farklı birçok niteliğiyle geliştirmiştir. Bu nitelikler ve kentin farklı boyutları insanı da insan olarak zenginleştiren, ona farklı nitelikler, erekler ve algısal derinlikler kazandıran unsurlardır. İstanbul, Paris, Berlin, gibi kentlerin değerleri bu şekilde çok yönlü nitelikler ve farklı kültürel boyutlar taşımalarından kaynaklanmaktadır. Kenti kent yapan iki önemli faktör olduğu söylenebilir. Öncelikle kentte insan zaman içinde geriye ve ileriye uzandığını kurgulayabilir; yarın için beklentiler geliştirebilir ve de eski zamanların yaşantılarını bir şekilde duyumsayarak kendisini köklü hisseder. Kentin bu niteliği kentin fiziksel yapısının insanlara eski zamanı ve tarihsel süreci hissettirmesi ve algılatması ve de yeni yapılaşmanın ve pratiğe yönelik uygulamaların insanları yarınlara, geleceğe yönlendirmesidir (Erzen 2010).
Tarih boyunca insanlar tek tek yapılarda olduğu kadar yarattıkları fiziksel çevrelerde de güzellik niteliğini aramışlar ve bu kaygı ile çevrelerini düzene sokma arayışında olmuşlardır. Doğal ve kültürel ögelerin bir araya gelmesi ile biçimlenen kentler onu oluşturan parçalardan farklı nitelik taşıyan bütünlerdir. Gerek tek yapıların gerekse yapı ve açık yeşil alanların bir araya gelerek oluşturdukları çevrenin yalnızca insanın biyolojik gereksinmelerini karşılayan işlevsellik değil, aynı zamanda psikolojik, entelektüel gereksinmelerini de karşılayan estetik nitelikler de taşıması gerekmektedir (Erdoğan 2006). Bu bakımdan mekanların estetik boyutu tasarımda işlev ve ekonomi boyutu kadar önemlidir. Sade işlevlere yönelik tasarımlar tam olarak amacına ulaşamamaktadır. İnsan tasarlanan obje ile işlevi yerine getirirken de duyusal gereksinimler içine girmektedir. Kent de insanın tasarladığı, yaratımında doğa kadar insanın da yaratım süreci içinde olduğu bir tasarım objesidir. Bu bakımdan salt işlevlere yönelik kentlerin tasarlanması mümkün görünememektedir. Bu bakımdan kent estetiği kent tasarımında önemli bir girdidir.
KaynakçaANONİM, 2007. United Nations Population Division, State of the World Population 2007: Unleashing the Potential of Urban Growth, United Nations, New York.BERLEANT A. 1992. The Aesthetics of Environment, Temple University Press.BERLEANT A. ve CARLSON A. 2006. Indroduction: The Aesthetics of Human Environments, editör: Arnold Berleant, Allen Carlson, The Aesthetics of Human Environments, Broadview Press, Ontario, Plymouth s. 13-46BİLSEL C. 2010. Kent Tasarımı ve Çevre Estetiği,  Dosya Dergisi, Editör: Jale N. Erzen, Sayı: 23, Ankara.ERDOĞAN, E. 2006.Çevre ve Kent Estetiği, ZKÜ Bartın Orman Fakültesi Dergisi, Cilt:8 Sayı: 9ERZEN J. N. 2006. Çevre Estetiği, Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık, Ankara.ERZEN, J. N. 2010.Kent Estetiği, Dosya Dergisi, Editör: Jale N. Erzen, Sayı: 23, Ankara.KESER, İ. 2006. Kentsel dinamikler ve kamusal alan farklılaşması: Adana Nusayrileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Anabilim Dalı, 333 sayfa.TAŞDELEN, D. 2012. Estetik ve Sanat Felsefesinde Temel Konular. Editör: Ahmet İnam, Estetik ve Sanat Felsefesi, Anadolu Üniversitesi Yayını yayın no:2574, Eskişehir.TUNALI İ. 1989. Estetik, Remzi Kitapevi ISBN:978-975-14-0111-3, İstanbul.


Tüm Hakkı Saklıdır | Peyzaj Araştırmaları Derneği www.padorg.tr

İnteraktif İş Web Tasarım